NovelTR Bilgilendirme

Bu hizmetten tamamen ücretsiz şekilde faydalanmaya devam etmek istiyorsanız, aşağıdaki yorum bölümüne küçük bir teşekkür yorumu yazmayı unutmayınız. İyi okumalar dileriz.
Bölüm #26

YAZI BOYUTU

SIFIRLA

26. Bölüm

 

Amelie, atıştırmalık olarak servis edilen opak pembe meyveyi dişliyordu. Bu, Serwin’in ona ikinci hediyesiydi. Aslen daha sıcak bölgelerde yetiştiği için başkentte yetişmesi zor bir meyve olduğu söyleniyordu. Kokusu çok iyi olanlardandı.

Amelie meyve yerken hizmetçiler onunla konuşup duruyorlardı. Yeni elbisesinin ona ne kadar yakıştığından, güneşin ne kadar güzel olduğundan ve saçlarının güneş altında ne kadar güzel parıldadığından bahsediyorlardı.

Güneşli günlerde, yeni kıyafetler ve lezzetli yemekler ile ideal bir ikindi çayı saatiydi. Buna rağmen Amelie’nin yüz ifadesi parlak değildi.

‘Sıkıldım.’

Modern insanlar için bu çok sıkıcıydı. Bir televizyonu olmasını dilerdi.

Dahası, reenkarne olmadan önce Amelie’nin çok meşgul bir hayatı vardı. Bir gün izin almış olsa bile bedeni kaskatı olurdu. Bu tür alışkanlıklar ruhunda devam ettiği için Amelie huzursuzlanıyordu çünkü etrafta yatıp zamanını boşa harcıyormuş gibi hissediyordu.

Bu arada Serwin hediyeler göndererek Amelie’yi sıkıntıya sokmaya devam ediyordu. Ayrıca hepsi pahalı ve göze çarpan kıyafetlerdi. Amelie her gün hizmetçilerin Serwin’in hediyeleri için ciyaklamalarını dinlemek zorundaydı.

Serwin, Amelie’yi Dellahaim kıyafetlerini giyerken gördükten sonraki gün ona bir kadın terziyle yüksek kalitede bir sürü kıyafet göndermişti.

Kumaştan pek anlamayan Amelie bunun ne kadar harikulade bir şey olduğunu Bayan Enard’ın fazla miktara olan tepkisini görünce fark etmişti.

“Hiç bu kadar fazla Sendel kumaşı görmemiştim.”

Charlotte o günü hatırlarken kendinden geçmiş görünüyordu. Ona göre, Sendel Dağı kumalından elbise yaptırmak her kızın hayaliydi. Sendel kumaşından yapılan giysilerin sadece benzersiz parlaklıklarıyla değil, aynı zamanda incelikleri, hafiflikleri ve termal düzenleme etkileriyle de öne çıktığı söylenirdi. Ve iyi havalandırmaları nedeniyle kışın sıcak, güneş altında ise serindiler.

‘Güzel ve sıcak.’

En azından kendi kıyafetlerinden daha sıcaktı, gerçi bu kumaşla onun Dellahaim’dan getirdiği kıyafetler arasındaki incelik farkı çok azdı. Dahası, kumaşa neden yüksek kalite dediklerini anlamıştı çünkü kumaş deriyle yapışsa bile rahatsız etmiyordu.

 “İki sene önce Sendel kumaşıyla alakalı büyük bir kargaşa olmamış mıydı? Bu, Kont Manverse’in Gneç Hanımı’nın sosyeteye çıkış elbisesi için kullanılan kumaş değil mi?”

“Evet, çılgıncaydı. Çıkış elbisesi olarak o paha biçilmez kumaşı giydiğine inanamıyorum. Beklenildiği gibi Kont Manverse farklı.”

“Manverse ailesi ne kadar zengin olursa olsun İmparatorluk ailesiyle yarışamazlar.”

“Tabii ki, Amelie Hanım’ın elbisesi Majesteleri’nin sevgisini de taşıyor. Bunu kimle karşılaştırabilirsin ki?”

Amelie, onların konuşmalarını garip bir gülümsemeyle onayladı.

‘Bu sevgi değil-’

Ondan da öte, onun ağzından çıkan isim Amelie’nin canını sıkmıştı. Amelie, bir asilzade olan Kont Manverse’i çok iyi tanıyordu. Çünkü orijinal romanda, Kont Manverse’in kızı Renia imparatoriçe oluyordu.

 

~~~

 

‘Kont Manverse tipik bir pislik değil miydi? Bu baba ve kızın bana dibine kadar gömüleceklerine inanamıyorum-’

İmparatoriçe olmak isteyen Renia, Amelie'yi göze batan biri olarak görüyordu. Belki de Amelie'nin İmparator'un ilk sevgilisi unvanını alması can sıkıcı olan şeydi. Bayan Enard ve Charlotte ona zorbalık yaptığında Renia, Amelie'ye küçük ödüller verirdi. Renia daha sonra İmparatoriçe olmuştu ancak isyan sırasında ölmüştü. Bunun nedeni, Serwin'den umudunu kesen Kont Manverse'in isyancılara katılmasıydı.

Ama olayların romanla aynı şekilde gideceğinin garantisi yoktu. Renia, bu noktaya onu rahatsız etmek için belirmemişti bile. Bayan Enard ve Charlotte da Amelie için ellerinden geleni yapıyorlardı. Giysilerinin ıslanmasının ciddi bir sıkıntı başlatacağından endişelenmişti ama olay orada son bulmuştu. Görünüşe göre Amelie'ye dokunmayı düşünebilecekleri zaman henüz gelmemişti. Amelie şu an Serwin'in günlük ziyaretlerini yaptığı ve hediyelerini verdiği bir durumdaydı. Ya da belki de Serwin'in ona verdiği hediyelerden bazılarını çalarak fikirlerini değiştirmişlerdi.

‘Gelecekte ne olacağına dair hiçbir fikrim yok. Dellahaim’a dönmek için sabırsızlanıyorum.’

Amelie, memleketini hatırladığında üzüntüsünü aşmıştı. Sonra bir hizmetçi yaklaştı.

“Neler oluyor?” diye sordu Bayan Enard’a.

“Majesteleri size bir hediye gönderdi.”

“Yine mi?” diye sordu Amelie tekrardan.

‘Bana kıyafet göndereli daha ne kadar oldu ki?’

Hizmetçiler çok sevinmişlerdi, Bayan Enard onlara hediyeleri odaya getirmelerini söyledi. Kısa bir süre sonra İmparator'un Sarayı’ndan hizmetliler birkaç düz kutu ile belirdiler. Çeşitli kadife kumaşlara sarılmış lüks görünümlü bir kutuydu bu.

“Majesteleri yeni kıyafetleri aldığınızı öğrendikten sonra bunu hazırladı, önce beğendiklerinize bakabilirsiniz.”

Hizmetli, kutunun kapağını açtı. Kutuyu Amelie’ye doğru çevirdiğinde ortaya parıldayan mor bir mücevher çıktı.

“Bunlar, İmparatorluk hazinesinde tutulan şeyler. Pek modaya uygun olmasalar da çok değerli mücevherlerdir.”

Bayan Enard mücevherleri tanıdı ve onların ne olduklarını açıklamaya başladı. Amelie küpeler inceledi. Mücevherler, öğlen güneşinde kör edici şekilde ışıldıyordu.

“Mor elmasları sadece söylentilerden duymuştum ama tam burada duruyor işte. Şu renge bir baksanıza…” diye hayret etti hizmetçi yumuşak bir şekilde.

“Takabilir miyim?” diye sordu Amelie Bayan Enard’a.

“Majesteleri her şeyi Amelie Hanım’a verdi. İstediğinizi yapmakta özgürsünüz.”

“Hepsini bana mı veriyor?”

Amelie’nin gözleri kocaman açıldı. Sadece kutuların sayısı bir düzineden fazlaydı.

“Hadi deneyin! Size yardım edeyim.”

Heyecanla ortaya çıkan hizmetçiler Amelie’yi acele ettirdiler.

“Ayna, bana bir ayna getirin!”

Baş nedime makyaj ve saç şekillendirme aletlerini geri getirdi. Diğer hizmetçiler binaya daldılar ve bir aynayla dışarı çıktılar.

Amelie yeni küpelerini taktı ve aynada kendini inceledi. Küpeleri başının her hareketiyle sallanıyor ve parlak mor bir renk yayıyordu. Yansımasına baktıkça dikkatini çeken parlak bir ışıktı bu.

“Çok güzel. Saçınızla çok uyumlu oldu, Amelie Hanım.”

“Haklısın.”

Aynadaki görüntüsü Amelie’nin de dikkati dağıtmıştı. İşte bu yüzden mücevherlere para harcıyorlardı. Bu, sadece bir küpeydi ama mücevherin ışığı yüzünü asil hissettiriyordu.

“Diğerlerine de bir bakalım! Tamam mı?”

İmparatorluk ailesinin sakladığı mücevherler, güzellikleri ve değerli taşlar ve metaller kullanılmalarıyla biliniyordu ve baş nedime heyecanla omuzlarını sallayarak onu teşvik etmişti.

Amelie bu coşkuyu yenemedi bu yüzden aksesuarları tek tek giydi. Küpeler, kolyeler, bilezikler ve baş süsleri gibi çeşitli süs eşyalarının yanı sıra bunlarda kullanılan metal ve ekstra değerli taşlar vardı.

"Hepsi nasıl bu kadar güzel görünüyor? Antikalar ama rüküş değiller."

“Bir sürü güzel mücevherler gördüm ama hiç böyle bir şey görmemiştim. Özellikle üçüncü kez gördüğüm sarı elmas. Gizemli altın elmas gerçekten de-”

"Majesteleri, Hanımefendi’yi bu kadar düşündüğü için Amelie Hanım iyi hissediyor olmalı.”

“Evet, Majesteleri’nin böyle önemseyen bir tarafı olduğunu kim bilebilirdi ki?”

Hizmetçiler, Amelie’yi kıskanmışlardı.

‘Bu çok külfetli-’

Amelie gizlice ellerini karnına bastırdı. Az önce içtiği çay ve yediği atıştırmalıklardan hazımsızlık çekecekti.

Bedava öğle yemeği diye bir şey yoktu. Ne kadar aldıysa o kadarını geri vermeliydi. Dünyanın mantığı buydu. Serwin, böyle pahalı şeyin karşılığı olarak ne istersin?

‘İlişkimiz hakkında hiçbir fikrim yok. Bizim öyle bir ilişkimiz yok, değil mi?’

Amelie onu gerçekten sevseydi, hediyeler almaktan memnun olabilirdi. Ancak durumun böyle olmadığını bilmek baskıyı daha da artırmıştı.

 

~~~

 

Amelie ertesi gün aynı izleniyormuş hissiyle uyandı. Gözlerini açtığında Serwin odada değildi ve kapının yanında bir hizmetçi duruyordu.

“Bugün de Milena-”

Her sabah dışarıda duran hizmetçiler değişiyordu ama sadece insanlar değişiyordu; yine Amelie'ye bakıyor oluyorlardı ve o uyandığında söyledikleri şeyler aynı kalıyordu.

'Yeterince uyuyabildiniz mi? Hemen yıkamanız için küveti hazırladım. Size banyoya kadar eşlik edebilir miyim?'

“Yeterince uyuyabildiniz mi?” diye sordu Milena yaklaşırken.

‘Bugün de aynı.’

Milena ile tuvalete giderse Charlotte'u bulacaktı. Bayan Enard kahvaltısını kontrol edecek ve kendisini yıkarken elbise seçimine yardımcı olmak için geri dönecekti. Gece çökene ve Serwin gelene kadar hizmetçileriyle vakit geçirmek zorunda kalacaktı.

‘Şu an… Şu an yalnız kalmak istiyorum.’

Amelie biraz yalnız kalmak istiyordu. Hizmetçilerin varlığı fiziksel olarak uygun olsa da düşündüğünden daha stresliydi. Amelie başkalarının gözlerini ve dikkatini zehir olarak görüyordu.

“Amelie Hanım, yalnız kalmak mı istiyorsunuz?”

“Evet, aynen! Lütfen, birazcık bile olsa olur!”

Amelie kontrolsüz bir şekilde hıçkırdı.

‘Bekle, ne?’

Amelie’nin alışılmışın dışında bir şey söylediğini fark etti.

“Ne yazık çünkü bu tamamen imkansız.”

“Durumu anlıyorum ama benim için sır tutamaz mısın? Tutsan ölür müsün?”

“Ölürüm, Majesteleri öldürür.”

Milena bunu söyledikten sonra gülümsedi. Öte yandan Amelie aptal değildi o yüzden onun ne demek istediğini anında anlamıştı.

“Majesteleri sana bana göz kulak olman için emir mi verdi?”

"Majesteleri bizi size göz kulak olmamız için görevlendirdi. Ne zaman ve ne olursa olsun."

“Ha- Bunun tuhaf olduğunu biliyordum!”

Sonra bir önceki gün garip bir şey olduğunu hatırladı.

"Majesteleri beni saraydan uzak tutmanızı mı emretti?"

"Evet. Amelie Hanım dışarı çıkacağını söylemediği için ne kadar rahatladığım bilemezsiniz."

O ana kapıya yaklaşırken herkesin ona endişeyle bakmasına şaşmamalıydı. Amelie hem aydınlanmıştı hem de depresyona girmişti. Öte yandan Milena, çok şüpheli birine dönüşmüştü.

‘Bunları bana neden söylüyorsun? Gizli tutman gerekmiyor mu?’

Amelie, bakışlarını Milena’ya kilitledi.

“Şüpheli olduğumu düşünmüyor musunuz?”

“…Dürüst olmak gerekirse, düşünüyorum.” Amelie, endişelenmeli mi diye merak etti.

“Kendimi düzgünce tanıtmama izin verin. Adım Milena Belfar. Sör Roen’in kız kardeşiyim.”

“Um-?”

Amelie ona boş boş baktı.

“Sör Roen’in soyadı Roen değil mi?”

"Sadece ismi. İmparator şövalyelerine başlangıçta isimleriyle hitap edilir. Bu, ailenizin not edilecek kadar önemli olmadığı anlamına gelir.”

“Ah, anladım…”

Orijinal çalışmada buna benzer bir şeyi belli belirsiz hatırlıyordu. Küçük, görünüşte önemsiz bir ortam olduğu için atlamıştı.

Amelie bakışlarını Milena'ya odakladı. Yirmili yaşlarının ortalarında, genel olarak yuvarlak ve sevimliydi. Amelie onun özellikle yüzünü beğenmişti çünkü kısa burnu ve çenesi Amelie'ye sevimli küçük bir sincabı hatırlatmıştı. Milena ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kahverengi saçları ve kahverengi gözleri dışında Roen'le hiçbir benzerliği yoktu.

"Kardeşe benziyor muyuz? Ben babama çekmişim. Kardeşim anneme çekmiş.”

"Evet, dürüst olmak gerekirse söylemesen asla anlamazdım."

"Ancak, bana güvenebilir misiniz ki?”

“Milena’nın yalan söylemek için bir nedeni var mı?”

Amelie tekrar soru sorduğunda Milena, Amelie'ye sert bir bakış attı. Böyle yuvarlak bir yüzle gözlerine güç verdiğinde korkutucu olmaktan çok sevimli hissettiriyordu.

İpucu:

Bölümü değiştirmek için The Tyrant's Tranquilizer 26 manga simgelerine tıklayabilirsiniz. Klavyede ok tuşları ile bölümler arası geçiş yapabilirsiniz.

-DİSQUS YORUM KURALLARI-
Kural 1. REKLAM YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR.
Kural 2. Bir kişiyi küçük düşürebilecek ve incitebilecek şeyler yazmak, din, ideoloji, akım ve ırk ayrımı yapmak ve bunlarla ilgili yorum yazmak yasaktır.
Kural 3. Milli ve ulusal değerlerle dalga geçmek, aşağılamak, siyaset yapmak, tartışma çıkartmak, kışkırtmak ve huzuru bozmak yasaktır.
Kural 4. Webtoon'da olan gelecek bölümlerle ilgili bilgi vermek isteyen herkesin yorumunu SPOILER kodu içine alması gerekmekterdir aksi halde süresiz şekilde yasaklanacaktır.