NovelTR Bilgilendirme

Bu hizmetten tamamen ücretsiz şekilde faydalanmaya devam etmek istiyorsanız, aşağıdaki yorum bölümüne küçük bir teşekkür yorumu yazmayı unutmayınız. İyi okumalar dileriz.
Bölüm #17

YAZI BOYUTU

SIFIRLA

17. Bölüm

 

Amelie dışarı çıktı, her ne kadar at arabası beklediğinden daha rahat olsa da yine de uzun süre oturmak canını acıtıyordu. En azından büyü kitapları okuyabilmeyi ummuştu ancak maalesef bavulu hala Dellahaim konağındaydı.

Renee'ye bavulla ilgilenmesini söylemişti o yüzden endişelenmiyordu.

'Daha fazla büyü kitabı bulursam büyü çalışmalıyım.'

Felaketle savaşırken Amelie birçok eksikliğini fark etmişti. O yüzden saraya varır varmaz tek başına büyü çalışacaktı.

'Bu arada, yemek yemeyecek miyiz?'

Midesinin guruldadığını duydu. Bir düşününce, akşam yemeğinden beri tek bir şey bile yememişti. İşlerin çok acil ve yoğun olduğunu anlıyordu ama artık yemek vakti gelmemiş miydi?

'Kime sorsam? Bir tek Sör Ethan ve İmparator'u tanıyorum-'

Daha en başından Serwin, Amelie'nin soru sorabileceği biri değildi ve Ethan çok meşgul görünüyordu. Amelie aç karnını tuttu ve oradan oraya koşuşturan insanları izlemek için at arabasının basamaklarına oturdu.

Sonra, gözleri Serwin'le buluştu.

'Ha!'

Serwin, Amelie'ye baktı. Yüz ifadesi çok öfkeliydi.

'Yanlış bir şey mi yaptım?!'

Amelie gerilmişti ama Serwin hızla başını çevirip uzaklaşmıştı.

'Öylece gidiyor mu?'

Serwin'in tavrı oldukça beklenmedikti. Amelie, onun kendisiyle yakınlaşmaya çalışacağını biliyordu, özellikle de felaketin etkisiyle ama Serwin, yola çıktıklarından beri Amelie'nin yanına gelmemişti. İlerlerlerken atıyla at arabası arasına mesafe koyuyordu.

Sadece ormandaki evde aklı yerinde değilken Amelie'ye yaklaşmıştı. Ancak şu anki tavrı, Amelie kuşken ona gösterdiği muameleden çok farklıydı.

'Hayvanlara karşı çok farklı. O adama hiç güvenilmiyor.'

Tabii, Amelie'nin bakış açısından Serwin ne kadar uzakta olursa o kadar iyiydi. Onunla aynı şartlar altında olmayı kabul etmiş olsa da ona karşı olan ilk izlenimi o kadar kolay kaybolmamıştı o yüzden Serwin'in etrafında hala rahatsız hissediyordu.

'Açım-'

Sonra, Amelie'nin gözüne bir adam takıldı. Büyük bir toprak kap tutan orta yaşlı bir şövalyeydi. Toprak kabı yere koydu ve ateşi hazırladı.

'Yemek yapıyor olmalısın!'

Amelie'nin gözleri ışıldadı. Tıpkı beklediği gibiydi. Adı Maxim'di. Her durumda düzgünce beslenmesi gerektiği öğretilmiş bir adamdı.

Amelie ciddi bir şekilde onu izledi. Maxim, düzinelerce insana yemek hazırlamaya başladı. El işlerinde çok iyiydi, bunun bir iki kez yaptığı bir iş olduğu açıktı. İçinde pişirme aletleri ve yemek malzemeleri olan özel bir büyülü çantası vardı çünkü şövalyelerine karşı sert olan Serwin'in altında çalışmak için her zaman güvenini tazelemesi gerekiyordu.

'Sanırım yahni haşlayacaklar.'

Toprak kabın içi suyla ve büyülü et suyuyla doldurulmuştu. Sırada, sebzeleri önceden kesmek vardı. Bu, her şeyi içine attıktan sonra sadece hafif hafif kaynatman gereken pratik bir yemekti.

Ancak çayırda rüzgar estiği için ateş fazla zayıftı. Taş yığınıyla yapılmış ateş rüzgarı düzgünce durdurmuyordu. Yakacak odun sıkıntısı da vardı. Çevreden toplanmış olan dallar ıslak olmalıydı bu yüzden büyük bir ateş yoktu.

'Ah, bunu yapmamalıyım.'

Su kaynamazsa yahni yapamazlardı. Maxim de bunu biliyordu o yüzden ateşin şiddetini arttırmaya çalışmıştı ama işler onun istediği gibi gitmemişti.

"Sör Roen, lütfen bana şunu korumamda yardım et." dedi Maxim yakındaki şövalyeye.

"Etrafını fazla kapatırsan ateş sönmez mi?" diye karşılık verdi Sör Roen.

İki şövalye, sönmekte olan ateşi korumak için ellerinden geleni yapmışlardı. İki ayı gibi erkeğin küçük mangalın etrafında koşuşturup onu yanık tutmaya çalışması hem komik hem de üzücüydü.

'Bu sinir bozucu. Çok sinir bozucu.'

Onun sadece parmağını sallamasıyla bitebilecek bir iş için bu kadar çırpınmalarını izlemek çok zordu. Sonra, Amelie onlara yaklaştı.

"Sorun nedir?" diye sordu Sör Maxim.

Amelie, onun öfkeli ve sert yüzü nedeniyle yavaş yavaş cesaretini kaybediyordu ama tam önündeki yemek pişmeye bu kadar yakınken bunu tehlikeye atmak olmazdı. Ateş sönerse sadece su içmek zorunda kalabilirdi! Öneride bulunmak için cesaretini topladı.

"Ateş düzgünce yanıyor gibi görünmüyor… Bir bakabilir miyim?"

"Ah, nasıl yakıldığını biliyor musunuz?"

Maxim'in yüzünde bir gülümseme oluştu. Yemekten sorumlu olan biri olarak yorgun şövalyeleri mümkün olduğunca lezzetli yemeklerle doyurmak istiyordu. İnsanlara kaba davranan Serwin'e katlanmak istiyorlarsa Maxim'in onları güzelce doyurması gerekiyordu.

"Evet! Tek yapmam gereken ateşi şiddetlendirmek, değil mi?"

"Aynen öyle. Nasıl yapıldığını biliyorsanız lütfen bana yardım edin."

Maxim kibarca iyilik istediğinde Amelie kollarını birleştirdi ve öne çıktı.

"İkiniz de birazcık geri çekilin. Güç kontrolü konusunda azıcık toyum."

"Kendimiz mi halledeceğiz? Ne yapacaksı-"

Sör Roen lafa dahil olmak üzereydi.

"Bu bizim için fazla zor!" diyerek Sör Roen'i boynunun arkasından kavradı ve geri çekti Maxim.

Roen mırıldandı ama Maxim'in onu sürüklemesine izin verdi. Onların güvenli bir mesafede olduklarını kontrol ettikten sonra Amelie ateşe doğru uzandı.

Kocaman bir ateş yakmak veya şiddetli bir ateşi kontrol etmek zordu. Ancak, ateşi yemek pişirmeye uygun hale getirmek oldukça basitti. Sadece kuru dalları yığıp orada küçük bir ateş yakması gerekiyordu.

'Birkaç ateş yaktığıma eminim.'

Amelie, kendinden emin bir şekilde parmaklarını şıklattı. Sesle birlikte büyük bir ateş patlak verdi. Ateş o kadar güçlüydü ki toprak kabın tamamını yutmuştu.

"Ah, bu fazla güçlü oldu."

İnsanlar izlediği için gergindi ve birazcık aşırıya kaçmıştı. Amelie aceleyle ateşi kontrol altına aldı.

"Bu yeterli olur, değil mi?"

Amelie arkasına baktı fakat Maxim'in yüz ifadesi katıydı. Sinirli bir ayıya benziyordu. Bakışları, Amelie'nin yaktığı ateşten ayrılmamıştı.

'Yanlış bir şey mi yaptım?'

Amelie endişelenmişti. Maxim, Amelie'ye doğru yürüdü.

"Ateş-"

"Evet, evet?"

"Ateşin şiddetini kontrol edebiliyor musunuz?"

Bunun onun yemek pişirmesini mahvedeceğinden mi korkuyordu? Amelie hızla cevap verdi.

"Evet, şu an daha hızlı kaynamasını sağlamaya çalışıyorum ve sonra şiddetini azalta-"

"Bu-"

Maxim, ocağa baktı. Amelie, ateş gücünü mümkün olduğunca düşürdü ve ateşi ayarladı.

"Mükemmel! Bu şekilde her yemeği pişirebiliriz! Ateşi kontrol etmekle uğraşmak her zaman sorun oluyordu!" diye haykırdı Maxim genişçe sırıtarak. Sadece ateşe bakarak bile sanki karnı doymuş gibi mutlu olmuştu.

'Ah, bu kişi kesinlikle akşam yemeğinde maşayı ilk tutanlardan falan.'

Bir sürü kişi toplandığı zaman genellikle Maxim gibi davranan bir kişi olurdu. Durum ne olursa olsun onlar her lezzetli yiyecekler yemek zorundadırlar ve ızgara et yapıp bunun lezzetli olduğunu duymak her zaman en iyisidir!

Maxim aşırı derecede öyle biriydi. Dellahaim'a gelirken yanında toprak kap ve basit bir ocak taşıdığı da doğruydu.

"Büyü kullandığınız için teşekkürler! Sizin sayenizde sanırım onları düzgünce doyurabilirim. Herkes yorulmuştu ve ben de onları lezzetli yemeklerle doyurmak istiyordum!"

"Sorun değil. Tek bir yemeği bile ihmal edemem. Yetersiz beslenmek bir hayat trajedisidir."

Hiç parası olmadığı için mahalle bakkalında satılan hazır yemekleri iki öğüne bölmek ve kap noodle yemek zorunda kaldığı günler olmuştu. Belki de bu anı yüzünden Amelie yetersiz beslenmekten nefret ediyordu.

"Şey, bu konuda tamamen haklısınız."

Maxim, Amelie'ye tamamen katılıyordu.

"Ben yahniye odaklanacağım. Size yemek getiririm, ben yemeği pişirene kadar dinlenin lütfen."

"Yardım edeyim. Hızlı bitirmek iyi olur."

Suda ellerini yıkadıktan sonra Maxim'e yardım etti. Bir süre sonra yahni, Amelie'nin yardımı ve Maxim'in hünerli yemek pişirme becerileriyle tamamlanmıştı. Yahni bitince yemeğin kokusunu alan şövalyeler birer birer toplanmıştı.

"Hadi, sıraya girin. Amelie Hanım, öne çıkabilirsiniz."

 Maxim, yahniyi ilk Amelie'ye servis etti. Ona büyük bir kase dolusu yahni vermişti ve yemeği mükemmelleştirmek için yemeğin en tepesine bir dilim ekmek koymuştu.

Amelie, mangalın yanına oturdu. Yahninin sıcak, lezzetli bir kokusu vardı. Öylesine iştah açısı bir kokuydu.

'Leziz görünüyor.'

Neşeyle kaşığını tutarken ona bir yerlerden keskin bir bakış atıldığını hissedebiliyordu.

'Yine İmparator mu?'

Amelie refleks olarak kafasını kaldırdı. Bakışın sahibi beklenmedik bir figürdü.

'Adının Sör Roen olduğunu mu söylemişti-?'

O, Maxim'in yemek pişirmesine yardım eden en genç şövalyeydi. Amelie'ye bakıyordu. Amelie uzaktan onunla göz teması kurdu. Büyük şövalye gibi fiziği ve keskin gözleri korkunçtu ama Serwin'inki kadar değildi.

Gözleri buluştuğu zaman Roen irkildi ve elini salladı.

'Ne oldu? Söyleyecek bir şeyin mi var? Söyleyecek bir şeyin varsa gelip söylemelisin.'

Ama yemek önce gelirdi. Amelie gözlerini yahniye çevirdi. Bu, şövalyeler için yapılmış bir yemek olduğu için miktarın fazlalığı iştah açıcıydı. Amelie bir kaşık dolusu yahniyi ağzına attı.

"Ah, sıcakmış!"

Yahni, düşündüğünden daha sıcaktı. Amelie ciddileşti ve yahniyi dikkatlice yemeye başladı. Az ve yoğun çorba içine doğru aktı. Belki de tavuk suyundandı ama tavuğun tadı çok güçlüydü. Aceleyle sadece su ve sebzelerle yapılan yemeğe kıyasla tadı karmaşık ve yoğundu. Yumuşak ve lezzetliydi çünkü malzemeler tavuk suyunda güzelce pişmişti.

Yahni ve ekmeği yerken o daha farkına varamadan kase boşalmıştı. Maxim, tatmin olmuş bir bakışla ona baktı.

Yemekten sonra Amelie yediklerini sindirmek için bir süre açıklıkta yürüdü. Midesi dolmuştu ve hava sıcaktı. Akşam yemeği sonrası tembelliğine ve tatmin olmuşluğuna batmışken beklenmedik birisi ona yaklaştı.

"Selam."

Bu, Maxim'i ve sönmekte olan ateşi korumakta zorlanan şövalye Roen'di. Amelie onun yanında rahatsız hissediyordu. Yemek pişirme süresince Amelie'ye bakmıştı ve pişmiş yahniyi yememişti.

Amelie'nin karşısına oturup kavgaya girişeceklermiş gibi ona baktığında Amelie gerildi.

"Ne oldu?"

"Aklın varsa fikrini şu an değiştirsen iyi edersin."

Roen ellerini sıkıca kenetledi. Gerginlik ve korkudan avuç içleri terlemişti.

'O şekilde söylememeliydim.' diye düşündü.

Amelie, Serwin'in endişeyle aradığı kişiydi. Lord'un emri altındaki bir şövalye olarak bunu söyleme vasfı yoktu ama Roen şu an belli belirsiz keçileri kaçırmıştı.

Kraliyet başkenti, cadı avı konusunda en hararetli yerlerden biriydi. O zamanlar kurbanların çoğu iftiraya uğramış sıradan kadınlardı ama aralarında gerçek cadılar da vardı.

Sıradan insanların aksine gerçek cadılar ölüme şiddetle direnmişlerdi. Büyü kullanabiliyorlardı ve onları kovalayanları lanetlemişlerdi.

Savaşma işi şövalyelerdeydi ancak savaşın hasarına en çok halk maruz kalmıştı. İnsanlar bir gecede evlerini kaybetmişlerdi ve sokaklara düşmüşlerdi.

Roen'in ailesi de onlardan biriydi. Ev, onların tek mülkü olduğu için yeni bir ev bulmadan önce birkaç sene ıstırap çekmek zorunda kalmışlardı.

Neyse ki kız kardeşi doğduğunda hayatı çoktan durağan hale gelmişti. Ancak yangının artçı etkilerinden muzdarip olan ebeveynleri Roen yetişkin olmadan ölmüşlerdi.

Tabii ki takip edilen cadıların sadece hayatta kalmak için çabaladıklarını biliyordu fakat evine doğru ilerleyen devasa ateş topunun ve parıldayan alevlerin görüntüsü, o anın korkusu hala canlı bir şekilde hafızasındaydı.

İpucu:

Bölümü değiştirmek için The Tyrant's Tranquilizer 17 manga simgelerine tıklayabilirsiniz. Klavyede ok tuşları ile bölümler arası geçiş yapabilirsiniz.

-DİSQUS YORUM KURALLARI-
Kural 1. REKLAM YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR.
Kural 2. Bir kişiyi küçük düşürebilecek ve incitebilecek şeyler yazmak, din, ideoloji, akım ve ırk ayrımı yapmak ve bunlarla ilgili yorum yazmak yasaktır.
Kural 3. Milli ve ulusal değerlerle dalga geçmek, aşağılamak, siyaset yapmak, tartışma çıkartmak, kışkırtmak ve huzuru bozmak yasaktır.
Kural 4. Webtoon'da olan gelecek bölümlerle ilgili bilgi vermek isteyen herkesin yorumunu SPOILER kodu içine alması gerekmekterdir aksi halde süresiz şekilde yasaklanacaktır.