NovelTR Bilgilendirme

Bu hizmetten tamamen ücretsiz şekilde faydalanmaya devam etmek istiyorsanız, aşağıdaki yorum bölümüne küçük bir teşekkür yorumu yazmayı unutmayınız. İyi okumalar dileriz.
Bölüm #11

YAZI BOYUTU

SIFIRLA

11. Bölüm

 

Amelie, dumanı daha sert itti. Sonra siyah duman geri çekildi ve rüzgar nedeniyle kayboldu.

'Duman, pencereden dışarı çıkmadı. Bu da çok tuhaf.'

Neden böyle olmuştu? Amelie düşüncelerinin içinde kayboldu.

Serwin de o civarlarda kendine gelmişti. Bilinci gayet yerindeydi.

Yirmi yıl önce "felaket" mührü serbest kalmıştı. Felaket dünyaya yayılmasın diye Serwin bunu kendi bedenine mühürlemişti. Bu "felaket"in insanoğlu gibi egosu vardı ve bazen Serwin'in bedenini hedef alıyordu. Mührü kıramadıkları için onların bedenlerini kontrol ettikleri söylenirdi.

Birkaç gün öncesinden beri felaketler onun bedenine hükmetmek için çabalayıp duruyorlardı. Serwin, bununla yüzleşmekten yorulduğu için bir anlığına bayılmıştı.

Sonra bir noktada, taze rüzgar havasından güzel bir koku yayılmıştı. Koku, bilinci yerinde olmayan adamı uyandırmıştı.

Bu koku, Dellahaim'a gelmeden önce hiç almadığı bir kokuydu. Yumuşak ve rahatlatıcı bir kokuydu, gergin sinirleri gevşetiyordu. Koku, Serwin'in etrafını büyük bir battaniye gibi sarmıştı. Bu koku, felaketi mühürledikten sonra Serwin'e hiç hissetmediği sakin hissiyatı sağlamıştı.

Bu kokuyu üçüncü kez alıyordu.

İlk olarak, Dellahaim konağına gelir gelmez salonda almıştı. Kokuyu alır almaz savaşma algısı geçip gitmişti. Yoğun öldürme hissiyatı sessizleşmişti. Ama koku fazla hızlı kaybolmuştu.

İkinci gün, cadının evini bulduğu zamandı. Felaket, her zamankinden daha güçlüydü. Serwin bunu geri dönerken hissetmişti. Kokuyu yolda almıştı.

Serwin başlarda kokunun kuştan geliyor olabileceğinden şüphelenmişti. Çünkü bu mis kokulu yerde her zaman bir kuş vardı. Ancak kuşu yakalayıp kokladığında hiçbir koku alamamıştı. Sadece belli belirsiz bir yansıması vardı.

Neredeyse koku onunla alay ediyor gibiydi. Herhangi bir yerden çıkıyor, onu allak bullak ediyor ve onun başı beladayken avatar gibi kayboluyordu.

'…Onu yakalamam gerekiyor.'

Koku, her zamankinden daha yakın ve daha yoğundu. Serwin, tüm gücüyle uyanmaya çalıştı. Kokunun rahatlığıyla uyumak istiyordu ama buna katlanmayı başarmıştı.

"Ah…"

Ağzından kısık sesli bir inilti çıktı. Amelie şekilde değiştirdi ve Serwin'e doğru uçtu. Serwin'in uyanışını izledi.

Hoş alnında derin bir kırışıklık oluştu ve göz kapakları titreşti. Gözlerini açtığında irisleri yavaşça ortaya çıkmıştı. Sabah güneşi kalın perdeden doğru süzülürken parlak altın renginde görünüyordu. Bulanık gözlerle Amelie'ye baktı.

Beklenmedik uykulu görünüş dışında rüyasında gördüğü yüz örtüşüyordu. Amelie'nin kalbi çarpmaya başladı. Gözlerini ondan alamıyordu çünkü gergindi.

Amelie, Serwin'in gözlerinin içine baktı.

'Sorun yok, gözleri siyah değil.'

Onlar rüyasındaki adamınkinden farklıydı. Amelie, endişesini yatıştırdı. Serwin yavaşça gözlerini açtı ve uyandı.

Çok yorgun görünüyordu. Yüzü solgundu ve aşırı terlemişti. Onun hasta olduğu için acı çektiğini görünce, o korkunç bir imparator ve berbat bir insan olmasına rağmen Amelie onun hakkında endişelenmişti.

'Ateşin var mı?'

Amelie dikkatlice Serwin'in alnına uzandı. Kanatları o kadar inceydi ki onun alnına bile ulaşamıyordu.

"Cik!"

Dengesini kaybedince bedeni tökezledi. Pamuk topu gibi bir göğüs, Serwin'in alnına dokundu. Serwin kaşlarını çattı. Görünüşe göre 'felaket'in sebep olduğu acı, tüm bedenine iğneler saplanıyormuş gibi hissettiriyordu.

"Cik… Cik…"

Amelie dengesini sağlayabilmek için mücadele etti. Ancak bu daha çok yumuşak tüyleriyle Serwin'in alnına sürtünmek gibi olmuştu. Serwin alnını kırıştırdı. Bedenine iğneler batıyormuşa benzeyen acıya kıyasla bu yumuşak dokunuş fazla tuhaftı.

Ama bundan nefret etmiş değildi. Serwin üstünkörü bir şekilde kafasını kaldırdı ve burnunu küçük bedenin üzerine koydu. Küt küt, küt küt; hızla atan kalbin sesi duyulabiliyordu.  Kuşun vücudu şaşırtıcı derecede sıcaktı o yüzden koku olmadan da iyi hissetmişti.

Bu zarif kuşu yetiştirmeyi gerçekten çok istemişti. Sarayda büyük bir sera inşa etmek ve seranın içine bir sürü oyuncak ve ağaç koymak istemişti. Sırf etrafta bir kuşun vakit geçirdiğini görmenin bile eğlenceli olacağını düşünüyordu.

Ama istediği şeyleri yapamamıştı.

Çünkü bu kuş onun yanında yaşayamazdı.

Serwin güçsüzleştiği zaman mührün içinde bir boşluk oluşuyordu. Felaket enerjisi bu çatlaklardan sızıp etrafındaki herkesi öldürürdü. Böylesine küçük bir kuş göz açıp kapayıncaya kadar ölürdü. Serwin onu gönderdiği için kuşun kalbi çok sağlıklı bir şekilde atıyordu.

"Ne yapıyorsun… Neden buradasın…"

Sesi derin bir şekilde kilitlenmişti. Hırıltı gibi bir sesle onun gözlerine karşı koymaya başladı.

"Burada olamazsın."

 Serwin'in aklı başına gelmişti. Amelie'yi yakaladı. Amelie sadece cömertçe gözlerini kırptı. Serwin'in haberi olmadan önce Amelie onun dokunuşuna alışmıştı.

"Bu sefer de darbe indirecekler."

Amelie halinden memnundu ama Serwin, Amelie'yi pencereden dışarı fırlattı. Serwin'in bakış açısından bu, felaketle dolu bir odadan çıkmak içindi fakat fazla kabacaydı. Amelie çığlık atıp uzağa uçtu.

"Ciiik!"

Senin hakkında endişelenen birine bunu nasıl yaparsın!

Amelie, kanatlarını çırparak zar zor dengesini sağlayabilmişti. Nefes alışverişinin sesi, ihanet selinden dolayı kabalaşmıştı. Gürültülü bir şekilde haykırdı ve protesto etti. Bir ihanet tufanı vardı.

'İntikamımı alacağım. Herkesi öylece dışarı atabileceğini mi sanıyorsun?'

Ama Serwin duygusuz bir şekilde pencereyi kapattı. Amelie, pencerenin açılması için protesto etti ancak Serwin perdeleri kapattı.

'Cidden. Vay anasını. Bu çok insafsızca.'

Amelie, Serwin pencereden doğru duysun diye lanetler yağdırdı. Sonra kendiliğinden yoruldu ve odasına geri döndü.

Serwin, kuşun gidişini izledi. Kuş o kadar ufaktı ki görüş açısında bir nokta kadar küçülmüştü. Kuş gittiği zaman kalbinde bir boşluk hissetmişti. O anda görüntü sarsıldı.

Ciiiiik!

Kulaklarında kuşun çığlığını duydu.

Serwin derhal etrafına bakındı. Hiçbir şey yoktu.

'Yine başlıyoruz-'

Felaket, mühürde bir boşluk yaratmak için her dakika onu rahatsız ediyordu. Halüsinasyonlar görüp duymak hep felaketin oyunuydu. Felaket, Serwin'in güçsüz olduğu anları seviyordu. Acı, bekliyormuş gibi gelmişti.

"Ah."

Serwin, büyük bedeniyle çömeldi. Kuşların çığlıkları, kulak zarlarının her yerinde cam kadar keskin bir şekilde çınlıyordu. İşitsel halüsinasyon başladığında nefes alamaz haldeydi. Felaket enerjisi bedeninden dışarı sızdı ve odayı doldurdu.

Sıkıca kapatılmış göz kapaklarının ötesinde ölü bir kuşun bedeni görülüyordu. Bükülmüş kuş onun ellerindeydi. Parıldayan nane yeşili gözleri onu suçluyordu. Bu onun hatasıydı.

Bunların hepsi birer halüsinasyondu ve bunlar felaketin gösterdiği halüsinasyonlardı. Serwin'i sarsıp onun bedenini çalmaya çalıştığı açıkça belli oluyordu.

'Lanet olsun, bu çok tehlikeli.'

Felaket bugün anormal bir şekilde ısrarcıydı.

Yirmi yıl önce bir cadı ona felaketin mührünün kaldırıldığını öğretmişti. Felaketi ortadan kaldırmaya çalışıp başarısız olduğunda felaketi tekrar mühürlemeyi denemişti.

Felaketi mühürlemek için bir İmparator'un bedeni gerekiyordu. Kraliyet ailesindeki tek kişi olan Serwin, basitçe mührün taşıyıcısı olduğunu kabul etmişti.

Cadı özür dileyip ona "20 sene içinde." demişti. Mühürlenme Günü'nden yirmi sene sonra Serwin Fidelia Ormanı'na geldiğinde ona yardım etmek için bir cadının ortaya çıkacağını söylemişti.

Onun sözlerine inanan Serwin bütün bir yirmi sene boyunca beklemişti.

Yirmi sene sonra Serwin kararlaştırılmış günde Fidelia Ormanı'na gelmişti. Cadının evini bulmuştu ama ev boştu. Ve evden çok uzakta olmayan bir yerde cadının mezarını bulmuştu.

'Ölmüş.'

Tek umudu da çöktüğünde Serwin umutsuzluğa kapılmıştı.

Serwin'in acelesi olsa da felaket her zamankinden çok daha yoğundu. Serwin'in umutsuzluğunu hoş karşılamıştı ve onun daha da hayal kırıklığına uğramasını ummuştu.

Serwin, bedenini ele geçiren felaketin ne yapacağını bilmiyordu şu an Serwin'in vakti kısıtlıydı. Felaketi daha fazla kendi başına kontrol edemezdi.

'-İnsanların olmadığı bir yere gitmek zorundayım.'

Belli belirsiz küçük olan evi düşündü. Bu, cadının beyaz ağacın çevresinde saklı olan eviydi.  O yer iyi olmaz mıydı? Serwin kendisini kaldırdı.

 

~~~

 

'Sadece endişelenmiştim.'

Amelie'nin yüzünden yaşlar aktı. Serwin onun ne kadar şaşırdığını bilmiyordu. Serwin'in onu bu kadar umursamazca fırlattığına inanamıyordu. Tabii, odaya izinsiz girmek onun hatasıydı ama Serwin'e yardım etmek istemişti.

Üzgün olduğu için odasına dönmek istemiyordu. Şöminenin üzerine tünedi. Tuğlaların ilettiği sıcaklık onu sarmaladı.

'Beni fırlatması… Ne dersen de bu aşağılıkça, çok aşağılıkça bir hareket…'

Şaşırmış olması bir yana aynı zamanda da çok üzgündü. Amelie, Serwin'le daha önce karşılaştığında Serwin'in hisleri tamamen kalıcıydı yani tavrını nasıl bu kadar hızlı değiştirebilmişti ki?

'Demek bana iyi davranmayacaksın! Ona boşuna zalim dememişler-!'

Romanda Serwin umursamaz ve öngörülemez bir kişiliği olan biriydi. Amelie'yi alıp ona onu sevdiğini söylemesinin ve Kraliyet Sarayı'na gelir gelmez onu bırakmasının hiçbir değeri yoktu. Amelie bunu zaten biliyor olsa da birlikte geçirdikleri zamanlar konusunda çok üzgündü.

Sonra onun solgun suratını hatırladı.

'Hala çok hasta görünüyordun. Hiç ilaç içtin mi? Benim iyi etki eden büyü ilaçlarım- Ah, neden şu an imparator hakkında endişeleniyorum ki? Bu gerçek bir mesele-'

Amelie burnunu çekti ve kanatlarıyla gözlerini sildi.

Ne kadar olmuştu? Kahya dikkatlice ona yaklaştı.

"Neden ağlıyorsunuz, hanımım?"

Buruşuk bir mendil çıkardı ve Amelie'nin yüzünü sildi.

"Akşam yemeği yemelisiniz."

Kahya, avucunu açtı.

'Bir şey… yemek zorundayım.'

Sinirlendiği ve ağladığı için acıkmıştı. Amelie hafifçe uçtu ve kahyanın avucuna kondu.

Kahya, Amelie'yi okşadı ve restorana yöneldi. Amelie'yi daha iyi hissettirmek için bugünün menüsünü tek tek açıklamaya başlamıştı ama salon tuhaf bir şekilde gürültülüydü.

"Bir şeyler oluyor olmalı."

Kahya ve Amelie içeri doğru ilerlediler. Salonda imparatorun şövalyeleri vardı. Onlar, Serwin odadayken ortadan kaybolan şövalyelerdi. Hepsinin yüz ifadesi ciddiydi. Salondaki acil durumun ortasında Kont, Ethan'la konuşuyordu. Görünüşe göre Serwin uzakta bir yerdeydi ve şövalyeleri Ethan yönetiyordu.

"Bir sorun mu var?"

Kahya yanaştığında Kont onu yüksek sesle karşıladı.

"Kahya, bu harika. Ben de seni çağıracaktım."

"Majesteleri gitmiş." dedi Ethan aceleyle.

İpucu:

Bölümü değiştirmek için The Tyrant's Tranquilizer 11 manga simgelerine tıklayabilirsiniz. Klavyede ok tuşları ile bölümler arası geçiş yapabilirsiniz.

-DİSQUS YORUM KURALLARI-
Kural 1. REKLAM YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR.
Kural 2. Bir kişiyi küçük düşürebilecek ve incitebilecek şeyler yazmak, din, ideoloji, akım ve ırk ayrımı yapmak ve bunlarla ilgili yorum yazmak yasaktır.
Kural 3. Milli ve ulusal değerlerle dalga geçmek, aşağılamak, siyaset yapmak, tartışma çıkartmak, kışkırtmak ve huzuru bozmak yasaktır.
Kural 4. Webtoon'da olan gelecek bölümlerle ilgili bilgi vermek isteyen herkesin yorumunu SPOILER kodu içine alması gerekmekterdir aksi halde süresiz şekilde yasaklanacaktır.