NovelTR Bilgilendirme

Bu hizmetten tamamen ücretsiz şekilde faydalanmaya devam etmek istiyorsanız, aşağıdaki yorum bölümüne küçük bir teşekkür yorumu yazmayı unutmayınız. İyi okumalar dileriz.
Bölüm #Bölüm 19

YAZI BOYUTU

SIFIRLA

Gerçekten de çok sıkılmıştım. Biraz hava almak iyi olabilirdi. 

Ayağa kalktım ve Umberto ile bahçeye çıktım. 

Hava dünün aksine oldukça güzeldi. Kuşlar cıvıl cıvıldı. Etrafta çiçeklerden yayılan mis gibi bir koku vardı. Dışarı çıkmak gerçekten de iyi gelmişti.

 

 

"Fresta, annem benim adımı zaten söyledi. Fakat ben yine de kendimi tanıtayım."

"Ben Umberto Morin. 12 yaşındayım. Kitap okumak, bitki yetiştirmek, çiçeklerle ilgilenmek gibi şeylerden hoşlanırım. Ya sen?"

 

"Fresta Rodalenne. 9 yaşımdayım. Sanırım yeni şeyler öğrenmekten hoşlanıyorum."

 

"Pekiii, o halde seni gizli bir yere götüreceğim. Orayı benden başka kimse bilmiyor."

 

 

Böylece Umberto ile onun gizli yerine doğru yola çıktık. Oraya varana kadarki yol eğlenceliydi. 

 

Bir çalılığın önüne gelince durduk. 

 

"Fresta, beni takip et." 

 

"Tamam" 

 

Umberto çalılığı yararak içinden geçti. Ben de onu takip ettim ve aynı şekilde çalılığı yararak geçtim. 

Çalılıktan geçtiğimde küçük ve tatlı bir bahçe vardı karşımda. Çiçekler gerçekten müthiş görünüyorlardı. Çeşit çeşit renk ve kokulardaydı her biri. Bu küçük bahçe, kesinlikle o gördüğüm bütün büyük bahçelerden daha güzel ve göz alıcıydı. 

 

"Burası benim gizli bahçem. Buradaki çiçeklerin hepsini ben yetiştirdim." 

 

"Vay canına, hepsi çok güzel ve bakımlı görünüyor. Tüm bunları yetiştirmek çok yorucu olmuş olmalı." 

 

"Aslında çok da yorucu değil. Çünkü benim elementim toprak. Bu yüzden toprağa şekil vermek kolay. Haliyle de birşeyler ekmek ya da dikmek de kolay. Sadece zaman meselesi." 

 

Ardından bahçenin yanındaki küçük masa ve sandalyelerin yanına geçti ve bir sandalyeyi çekti.

 

"Fresta, biraz oturmak ister misin?" 

 

"Ah, tabii, olur." 

 

Çektiği sandalyeye oturdum ve o da karşımdaki sandalyeye oturdu. 

 

"Bu arada toprak elementi uyandırdığını söylemiştin. İlk uyandırdığında nasıl olmuştu? Yani nasıl uyandırdın?" 

 

"Hmm, 10. yaş günümdü. Uyanışın tarihi çok kesin bir zamanda gerçekleşir, tam olarak doğduğun saatte. Benim de doğduğum saat geldiğinde birden yorulmuştum. İlk element uyandırdığında uyanış geçirdiğin için biraz enerjini kaybedersin ve yorulursun. Uyandırdığın element sayısına göre değişebiliyor yorgunluğun. Hangi elementi uyandırdığını görmek için de sağ elinin üzerinde oluşan sembole bakarsın. Bu sembol kalıcıdır. Uyananlar ile sıradanlar böyle ayırt edilir."

 

Ardından Umberto sağ elindeki beyaz eldiveni çıkardı ve bana elindeki sembolü gösterdi. 

 

"Bak, bu toprağın sembolü" 

 

Masa küçük olduğundan, oldukça net görünüyordu. Sembol kahverengiydi ve üst üste 3 tane çizgi duruyor gibiydi. 

Sanırım daha şatafatlı birşey bekliyordum. Umarım diğer elementlerin semboleri daha güzel görünüyordur. 

Sanırım Umberto ne düşündüğümü anlamış olmalıydı ki cevap verdi. 

 

"Haha, merak etme, diğer elementlerin sembolleri daha farklı. En sade sembolü olan element topraktır."

 

Gerçekten de ne düşündüğümü doğru tahmin etmişti. 

Aslında biraz düşününce Soğuk Çocuğun elinde de siyah bir parça bez sarılıydı. Belki de hangi elementi uyandırdığı belli olmasın diyedir? Herneyse. 

 

"Bu arada gizli bahçen çok güzelmiş. Ama sadece sen biliyorsan neden burada 2 tane sandalye var?" 

 

"Yaklaşık üç hafta önce Gavin bahçemin yerini keşfetti. O yüzden buraya bir sandalye daha getirdim."

 

Vee, yine bir süre daha sustuk. Sanırım bu tür diyaloglarda hiç iyi değilim. Aklıma konuşacak birşey gelmiyor. Belki de yeni tanıştığımızdandır. 

 

"Ah, az kalsın unutacaktım. Fresta, hadi, geri dönelim! Tatlıları kaçırmayalım!" 

 

"Ah, ne?!" 

 

"Tatlı vakti diyorum! Kaçırmak istemezsin değil mi? Hadii!" 

 

İçimden o nazik çocuk nereye gitti demek geldi ama, demedim. 

Çünkü ben de bunu kaçırmak istemezdim! 

O güzel pastalar, çikolatalar, kekler, elmalı kurabiyeler, çikolatalı bisküviler, pudingler, şekerler... (Yazar burada kendinden geçti) 

 

Böylece alelacele yerimizden kalktık ve koşarak köşkün yolunu tuttuk. 

 

"Umarım kaçırmayıız! Bunu nazıl unutursuun!" 

 

"Unuttum iştee!" 

 

Köşke yaklaşmıştık. Uzaktan tam görünmese de yaklaşmıştık. 

 

Sonunda varmıştık. Nefes nefeseydik. Ev tamamen görünüyordu. Kapıya geldik ve kapıyı çaldık. 

 

 

"Huuuf.. Yetiştik sanırım ha.. Huuf" 

 

"Galiba.. huuf"

 

Kapı açıldı ve içeriye girdik. Ama gördüğümüz manzara karşısında donup kalmıştık. 

O güzelim tatlılar çoktan yenmişti bile! 

Hem de o kadar koşup yorulduktan sonra... 

 

 

"Kaçırdık..?" 

 

Neyse ki Umberto'nun cevabına yetiçen annesiydi. 

 

"Haha, merak etmeyin, size önceden ayırmıştım." 

 

Bu cümleyle birlikte ortada neşeli ve tatlı bir hava oluşmuştu. 

Hizmetçiler ben ve Umberto'ya tatlıları servis ettiler. Manzara tam da hayal ettiğim gibiydi. 

Her ikimiz de tatlıları kendimizden geçe geçe yedik. 

Normalde evde sağlığımız için bu kadar çok tatlı yapılmazdı. Bu yüzden de çikolataya olan sevgim daha da güçlenmişti. 

Bugünün tadını çıkarmalıydık! 

 

Akşam olmuştu. Herkes vedalaşıyordu. Eve dönme vaktimiz gelmişti. Bugün oldukça eğlenceliydi. 

 

"Hoşçakal, Fresta. Umarım yine karşılaşırız!"

 

"Hoşçakal Umberto!" 

 

Ben de arabaya bindim ve yola çıktık. 

 

"Umberto ile eğlendiniz mi Fresta?" 

 

"Evet anne, bugün çok eğlenceliydi."

 

"İyi anlaşmanıza sevindim." 

 

Sonrasında epey uykum geldi ve babamın omzunda uyuyakaldım. Uyandığımda yolculuk bitmişti ve eve varmıştık. Babamın kucağındaydım ve babam da merdivenlerdeydi. Annem de yanımızdaydı. Annem kapıyı açtı ve babam içeriye girdi. 

Ardından babam beni yatağa örttü ve üstümü örttü. Annem de anlıma nir öpücük koydu ve odadan çıktılar. 

Her ikiside odadan çıkınca, zaten çökmüş olan gözlerim kendiliğinden kapanıverdi. 

 

 

 

"Leydim, hadi uyanın, sabah oldu. Antrenman vaktinizi kaçıracaksınız." 

 

Bu da ne? Amaan boşver, biraz daha uyuyacağım. 

Yatağımda döndükten sonra o tatlı mı tatlı uykuma geri döndüm. 

 

"Leydim, hadi uyanın." 

 

"Birazcık dahaa.."

 

O an ses kesilmişti. Aria bir süreliğine vazgeçti sanmıştım beni uyandırmaktan. 

Yanılmışım... 

 

 

 

Bir anda yataktan sıçradım. Bu ses de neydi?! 

Yatağımın başında elinde tepsi tutan Aria'ya baktım ve olanları anladım. 

Beni uyandırmak için elindeki tepsiyi yan tutmuş, tepsiye vuruyordu. Tepsideki suyu da masanın üzerine bırakmıştı. 

 

 

 

"Hey, tamam, tamam! Uyandııım!" 

 

Hafiften sırıtarak cevao verdi. 

 

"Ha? Eğlenceliydi oysa ki..."

 

Halinden de belliydi zaten. Sabah sabah beni böyle uyandırmak hoşuna gitmiş olmalıydı. 

 

"O halde hazırlanmaya ne dersiniz, leydim?" 

 

"Ah! Doğru! Babam beni bekliyor olmalı!" 

 

Böylece yine her sabah olduğu gibi hazırlandım. Yine yeni bir gün başlamıştı bile. 

 

Günler aynı bu şekilde birbirini kovaladı. Günlük hayat tekrar edip durdu. 20 gün geçmişti bile. 

Sonunda o beklenen an, doğum günüm, uyanış günüm gelip çatmıştı. Bugün meraklarımın sona ereceği gündü. Uyanışımı geçireceğim gündü. 

Hangi elementi uyandıracaktım acaba? 

Her elementin kendince güzel yanları vardı. Bu yüzden hangi elementin daha iyi olduğuna karar verememiş ve kararsız kalmıştım. Ama sonuçta bu bizim irademizle olan birşey değildi. Sadece bekleyip ne olacağını görebilirdik. 

Bunu tek merak eden ben değildim tabii ki. Aşağıdaki büyük salonda beni bekleyen bir yığın insan var. Bu insanların hepsi de ailemize dost hanelerden geliyor. 

 

"Leydim, hazır mısınız? Uyanışınıza yaklaşık yarım saat kaldı." 

 

Çok heyecanlıydım. Sonuçta ilk kez deneyimleyecektim bunu. 

 

"Sanırım, hazırım. Hadi yapalım şunu!" 

 

Aria, bana bakıp üfaktan güldü. 

Hızlıca ana salona inen merdivenlere yöneldik. 

Merdivenlerden yavaş ve sakin adımlarla indim uyanışıma oldukça az süre kalmıştı. Heyecanlıydım, hem de çok. 

Babamın yanındaki bana aydılan koltuğa oturdum ve etrafta bir sessizlik çöktü. Sanırım herkes uyanışımın gerçekleşmesini bekliyordu. Yaklaşık 5 dakika bu sessizlik devam etti. 

Sonrasında bir anda kendimi yorgun hissetmeye başladım. Görüşüm bulanıklaşıyordu. Gözlerim kapanıyor gibiydi. Kendime hakim olmaya çalıştım, fakat bu mümkün olmuyordu. Gözlerim kapanırken duyduğum son sesler şunlardı:

 

"Fresta! Kızım!" 

 

"Leydi bayıldı mı?!" 

 

"Abla! İyi misin?! Ablaa!" 

 

"Leydi uyanış geçirmiş olmalı." 

 

Sesler yavaş yavaş sessizleşti ve tamamen kayboldu...

 

 

 

 

Devam edecek... 

İpucu:

Bölümü değiştirmek için The Queen of the 4 Elements Bölüm 19 manga simgelerine tıklayabilirsiniz. Klavyede ok tuşları ile bölümler arası geçiş yapabilirsiniz.

-DİSQUS YORUM KURALLARI-
Kural 1. REKLAM YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR.
Kural 2. Bir kişiyi küçük düşürebilecek ve incitebilecek şeyler yazmak, din, ideoloji, akım ve ırk ayrımı yapmak ve bunlarla ilgili yorum yazmak yasaktır.
Kural 3. Milli ve ulusal değerlerle dalga geçmek, aşağılamak, siyaset yapmak, tartışma çıkartmak, kışkırtmak ve huzuru bozmak yasaktır.
Kural 4. Webtoon'da olan gelecek bölümlerle ilgili bilgi vermek isteyen herkesin yorumunu SPOILER kodu içine alması gerekmekterdir aksi halde süresiz şekilde yasaklanacaktır.