NovelTR Bilgilendirme

Bu hizmetten tamamen ücretsiz şekilde faydalanmaya devam etmek istiyorsanız, aşağıdaki yorum bölümüne küçük bir teşekkür yorumu yazmayı unutmayınız. İyi okumalar dileriz.
Bölüm #3

YAZI BOYUTU

SIFIRLA

Çevirmen: onlystr842d

 

Bölüm 3

 

Tuk.

Kenetlenmiş parmakları serbest kalır kalmaz elini geri çekti ve sanki kötü bir şeye dokunmuş gibi kuvvetli bir şekilde ellerini ovuşturdu. Bana hâlâ o iğrenç bakışı atıyordu.

"Kaybol" diye tekrarladı. Yataktan kalkacak enerjisi olsaydı, beni kaldırıp pencereden atacakmış gibi görünüyordu.

Bir nefes daha aldım. 'Bu adam hasta.'

Öfkesine bakılırsa asla hasta biri gibi görünmüyordu, ama rol yapmadığını çok iyi biliyordum.

Şimdilik, sağlığı önce geldi. Tekrar yığılıp kalmamalıydı. Onu sakin bir şekilde yatıştırmaya karar verdim. "Amoide, muhakkak dinlenmelisin. Raymond, sarsılmamanı veya sinirlenmemeni tavsiye etti..."

"Hala konuşuyor musun? Kaybol." Tablo gibi görünen dudakları kımıldadı ve bir kez daha sert sözler söyledi.

Sertçe sözümü kesmesini dinlerken dudaklarımı ısırdım. Evet, ben böyle yaşıyordum. Dişlerimi sıktım. Bana ilk kez ya da ikinci kez böyle davranıyor değildi, yine de incinmiş hissettim.

 "Ne kadar uğraşırsan uğraş, benden istediğini alamayacaksın. Hayalini bile kurma."

 Ama bu sözler biraz üzücüydü.

"Sana bunu kim söyledi?"

Ani sert çıkışıma karşın kaşlarının seğirdiğini gördüm. Bana bakarken gözleri büyümüştü. Sebebini biliyordum. Daha önce hiç bu şekilde tepki vermemiştim. Bir düşününce, zihnime çöken karanlık enerjiyi bastırmak zorunda değildim. Kayınvalidem Camilla burada değildi, bu yüzden bu odadaki hiç kimse davranışlarımı kısıtlayamazdı.

Hizmetçilerin gerginliğini arkamda hissettim. Beni daha önce hiç böyle davranırken görmemişlerdi. Benim imajım, Selena, eski düşes Camilla gibi kendinden emin davranıyordu.

"Ne dedin sen...?" Şaşkına dönmüş, kocaman gözlerle bana baktı. Böylece derin mavi gözleri daha görünür hale geldi.

Birden Camilla'nın portreler boyanırken bu mavi gözlere uyacak doğru rengi bulmanın zor olduğunu söylediğini hatırladım. Bunu söylediğinde övünüyor muydu yoksa dövünüyor muydu bilmiyordum.

"Ne söyledim? Neden kalkar kalkmaz bu kadar sinirlisin? Çok fazla ekstra enerjin olmalı."

“…….”

Daha önce hiç yapmadığım bir şeyi yapıyordum. İçten bir memnuniyetle gülümsedim. Dudaklarımın kenarları yukarı kıvrılırken, Amoide kaşlarını daha da çattı.

"Aklını kaçırdığını duydum, gerçekten deli misin?"

Evet. Kendini benim yerime koymayı dene. Sen de benim gibi aklını kaçırırdın.

Bana şiddetle sert sert baktığında, yardımsever bir şekilde ona gülümsedim. Böyle bakmanın faydası yok. İyi görünümlüsün. Yakışıklı bir insan hangi ifadeyi yaparsa yapsın, doğasında var olan güzelliği her zaman kusursuz olacaktır. Onun rahatça yaşamasını sağlayacak bir yüzü varken, onu sadece bu şekilde kullandığına inanamıyorum. Merhameten, ona acınası bir şekilde gülümsedim.

“Belki.” Deli olduğum yönündeki suçlamasını rahatlıkla kabul ettim.

Cevabım üzerine, Amoide yüzünü biraz daha tuhaf bir şekilde çarpıttı. Peki, anlıyorum. Onun bakış açısına göre, genellikle onun kötü bakışlarından dolayı salyangoz gibi kabuğuna çekilen bir kadının aniden ona karşılık verdiğini görmek kesinlikle görülmemiş bir şeydi.

Ç/N: Salyangoz benzetmesi, salyangozlar dürtüldüğünde salyangozların kabuğuna çekilmesini ifade eder.)

Onun berbat kişiliğini bir şekilde anlayabiliyordum. Söylendiği gibi, sağlam kafa sağlam vücutta bulunurdu. Hastalıklı bir vücutla yaşamak ve açıklanamayan nöbetleri tetikleyen hastalıktan muzdarip olmak, kişiliğini çok çarpık hale getirdi.

Sonra bir gün, yüzünü daha önce hiç görmediği bir kadın, karısı olduğunu söyleyerek yanına oturdu. Annesi, ölmesi durumunda bir an önce bir varis babası olması için sürekli onu sıkıştırdı ve karısı, sadakatle annesinin emrine uymaya çalıştı. Varlığının tek amacı, düklüğün asil soyunu sürdürmekti. Aklını kaybetmeden buna nasıl dayanabilirdi? Büyük servete, yüksek mevkiye ve üstün bir konuma sahip olmanın anlamı neydi?

Birdenbire, bir şefkat duygusu yükseldi. Ben de onunla empati kurmaya karar verdim. Hepsinden önemlisi, Amoide yakında ölürse bana iyi şeyler olmayacaktı. Tıpkı normal bir insan gibi, uzun bir hayat yaşamalı ve zamanı geldiğinde doğal olarak ölmeli. Bunu gerçekten yapmalı… Lütfen…

"Bana öyle bakma". Tekrar kaşlarını çattı.

"Ne yaptım?"

"Bana sanki ölmek üzere olan hasta bir yavru köpeğe bakıyormuş gibi bakıyorsun."

Yakalanmıştım. Ona bilinçsizce hüzünlü bir bakış atmış olmalıydım. Hemen gözlerimi çevirdim.  Ona düşüncesizce sempati duyulması bu hastalıklı, yüce dükün gururunu büyük ölçüde incitirdi. Söyleyecek başka bir şeyim olmadığından gözlerimi devirdim.

Aniden, yavru kuş kapan bir kartal gibi elimden ilacı aldı.

“Ah…”

Ben sersemlemişken, Amoide bir anda ilacı ağzına döktü ve suyu içti. Serbest kolunu kaldırdı ve ağzından damlayan suyu sildi.

“Aferin.” Bir çocuğun davranışını över gibi alkışladım.

Hareketimi izleyen Amoide, bir heykel gibi dondu kaldı ve ağzının kenarında kalan suyu silen eli, durdu.

Hizmetçiler de neler olduğunu anlayamıyormuş gibi birbirlerine baktılar. İçlerinden biri dikkatlice işaret parmağını kaldırdı ve başının yanında döndürdü.

Her neyse, ona nazik bir gülümsemeyle baktım ve o öfke dolu bir yüzle "Artık bitti, değil mi?" dedi.

"Evet."

 "O zaman buradan defol."

Tek kelime etmeden ayağa kalktım. "O zaman biraz dinlen" diyerek başımla selamladım ve arkama bakmadan odadan çıktım. Sırtımda ısrarlı bakışlarını hissedebiliyordum ama sonuna kadar arkama bakmadım.

Tak. Kapı kapanır kapanmaz uzun bir iç geçirdim. Savaş bitmiş gibi hissettim. Başım ağrıyor ve dönüyordu.

"İyi misin?" Her zaman yaptığı gibi beni takip eden Rona sordu.

"Daha önce yaşamadığım bir şey değil." diye omuz silkerek yanıtladım. Gerçekten… Bu sadece bir veya iki kez olmamıştı. Amoide, onunla evlenip bu aileye girdiğimden beri bana hep böyle davranıyordu.

Onun sürekli bu kaba tavrı yüzünden tüylerim diken diken bile oldu. Dokunma, bakma ya da yanımda olma arzusunu bile göstermedi... Ha?

Panikledim. Hızla duvara yaslandım. "Kötü mü kokuyorum?"

"Pardon?" Rona, ani sorum karşısında gözlerini fal taşı gibi açtı.

Sırtımda salınan saçlarımdan bir avuç dolusu saç çektim ve kokladım. Ancak ne kadar koklasam da kötü bir koku alamıyordum çünkü saçlarıma tüm kalbimle bakıyordum.

Bu sefer kolumu kaldırdım ve kokladım. Kokulu sabun kokuları ve ayarında sıkılmış parfüm, algılayabildiğim tek kokulardı. Sorun bu da değildi. Asıl sebep benden nefret etmesiydi. Biliyordum.

"Efendi bazen çok sert oluyor."

"Elimde değil. Onun yerinde olsaydım ben de kendimi sevmezdim."

"Ama..." Rona çaresizce elini sıktı.

"Hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranabilirsin. Diğer hizmetçiler de aynı şeyi yapmıyor mu? Bana 'Taşıyıcı Düşes' diyorlar."

Ç/N: Ölmek üzere olan dükün varisi için taşıyıcı anne anlamında kullanılıyor.

“………”

Ağzımdan çıkan son sözlerde Rona’nın yüzü soldu. "Leydim, b-ben yemin ederim………"

"Biliyorum. Sen hiç söylemedin. Senin dışında herkesin bana öyle dediğine eminim."

Her zamanki cevabım Rona'nın yüzünü daha da soldurdu.

"Ben iyiyim, sadece bırak beni." İlgisizce ellerimi salladım. Artık önemi yok.

Ona elimi salladığımı gördüğünde, Rona endişeli bir ifade takındı. "Oh hayır, eliniz iyi mi?" Rona elimin görünüşü yüzünden dehşete kapıldı.

"Ah" Daha önce onun tarafından sıkıca tutulan bu eli o zaman görmüştüm. Elimi o kadar sıkı kavramıştı ki kırmızı lekeler belirmişti ve ellerim uyuşmuştu. Ayrıca oldukça şişmişti ve kısa süre sonra moraracak gibi görünüyordu.

"Evet, iyi."  Belki kemiklerden biri bir yerde kırılmıştır ama hala hareket edebildiği için sorun değil. Önümüzdeki geleceğe kıyasla, "Önemli değil".

"Leydim çok sadık bir eş."

Battı.

"Efendi'nin bundan haberi bile yok..."

Battı.

Rona her konuştuğunda, bir yerlerde kalbime diken batmış gibi hissettim.

"Öyle olsa bile mutlu oldum. Son iki haftadır Efendi'm hastaydı ve Leydi'm de yakışıksız görünüyordu…” Ağlama eşiğinde olan Rona dudaklarını ısırdı ve sesi güçlükle duyuldu. "Ben, ben sadece…"

Rona'nın kızarmış bir suratla mırıldandığını görünce derin bir iç geçirdim. "Bana neden böyle davranabildiklerini anlıyorum." 'Çünkü hak ettim.'

"... Evet?" Dosdoğru kabul etmeme şaşıran Rona'ydı.

"Deli gibi görünüyordum." Son iki haftada yaptıklarımı tek tek hatırladım.

İpucu:

Bölümü değiştirmek için Sickly? Husband's Contractual Wife 3 manga simgelerine tıklayabilirsiniz. Klavyede ok tuşları ile bölümler arası geçiş yapabilirsiniz.

-DİSQUS YORUM KURALLARI-
Kural 1. REKLAM YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR.
Kural 2. Bir kişiyi küçük düşürebilecek ve incitebilecek şeyler yazmak, din, ideoloji, akım ve ırk ayrımı yapmak ve bunlarla ilgili yorum yazmak yasaktır.
Kural 3. Milli ve ulusal değerlerle dalga geçmek, aşağılamak, siyaset yapmak, tartışma çıkartmak, kışkırtmak ve huzuru bozmak yasaktır.
Kural 4. Webtoon'da olan gelecek bölümlerle ilgili bilgi vermek isteyen herkesin yorumunu SPOILER kodu içine alması gerekmekterdir aksi halde süresiz şekilde yasaklanacaktır.