NovelTR Bilgilendirme

Bu hizmetten tamamen ücretsiz şekilde faydalanmaya devam etmek istiyorsanız, aşağıdaki yorum bölümüne küçük bir teşekkür yorumu yazmayı unutmayınız. İyi okumalar dileriz.
Bölüm #77

YAZI BOYUTU

SIFIRLA

Çevirmen:Fantastica 

Editör :Fantastica 

*****************

 

İlk başta bunun bir yara izi olduğunu düşündüm. 

Daha önce görmediğimi biliyordum çünkü kardeşler olarak ne kadar yakın olursak olalım birbirimizin çıplak göğüslerini görmedik. 

Eğer böyle büyük kırmızı bir yara izi varsa, ciddi şekilde yaralanmış olmalıydı. O kadar şaşırmıştım ki, kardeşimin feci şekilde yaralandığını bile bilmiyordum. 

"Sana ne oldu?"

Edwin'in gömleğini tuttum ve sordum, ama o sadece gözyaşlarını silmekle meşgul olduğu için şaşkın görünüyordu. Yakından bakıldığında, bir yara izinden ziyade bir resmin veya desenin dövmesine benziyordu.

"Bu nedir?"

Edwin göğsündeki kırmızı işareti görünce şaşkınlıkla çığlık attı. 

Bu nasıl bir tepki?

"Şu lanet olası kuş ... ”

Edwin göğsüne baktı ve düşük sesle küfürler mırıldandı. Eğer önümde böyle küfürler söylüyorsa bu öfkesinin gerçek olduğu anlamına gelir.

Ama bununla ne demek istiyor?

"Eddy, bu da neyin nesi? Ve hangi lanet olası kuş? "

Edwin, ona sorduğumda cevap vermedi. Zaman geçtikçe, bir şekilde beyninin çalıştığını duyabiliyordum, Edwin gömleğini ilikledi ve sanki hiçbir şey olmamış gibi başını kaldırdı. 

“Abla. Açsın, değil mi? Hadi kahvaltımızı yapalım.”

"Eddy, konuyu değiştirme ve bana söyle. Bu da ne? Ve ne oldu? Zamanı yine mi geri çevirdin?”

"Ahh...Abla, önce yıkanmalıyım. Aahh, ben açım.”

Sorularıma cevap vermiyordu ve anlamsız konuşmaya devam etti. Sinsice dışarı çıkmak için kıçını yataktan kaldırırken onu olabildiğince hızlı yakaladım. 

Uzanmış ellerimin bir alışkanlıkmış gibi yanaklarını tutması tuhaf olsa da, bu konuyu göz ardı edemedim.

Daha sonra son derece ciddiyetle konuştum. 

"Eddy, bilmem gerek. Bana her şeyi dürüstçe anlat.”

"Uh ... Bü bütülezek bir sey değis."(Uh...Bu büyütülecek bir şey değil.)

"Büyük bir şey değil mi ?Vücudunuza kazınmış, kendinizin bile bilmediği bir dövme olması önemli değil mi? Ya da ölmem ve aniden tekrar yaşamam? Hm? Ne dersin?"

"Hakır... Ama şinirlenme."(Hayır ... ama sinirlenme.)

"Sinirlenmem gereken bir şey mi ? “

"Hakırr.” (Hayır.)

"Şimdi söyleyecek misin?”

“Ewet.” (Evet.)

Edwin, doğruyu söyleyeceğine söz verdiğinde  yanaklarını bıraktım. Edwin göğsündeki kırmızı işarete baktı ve iç çekti.

"Nereden başlayacağımı bilmiyorum, abla.”

"Bana en başından anlat.”

"Tamam, sana anlatacağım. Ama ondan önce sana sormam gereken bir şey var.”

"Nedir?"

Az önce uysal bir şekilde cevap verdi ama şimdi gözleri bir anda değişti.

"O p*ç de kim?”

Vay be. Bu oldukça şok ediciydi.

Edwin sinirlendiğinde onun korkutucu olduğunu biliyordum ama bu kendi gözlerimle onun gerçekten sinirlendiğini ilk kez görüşüm.

Öfkesinin bana doğru yönlendirilmediğinin farkında olmama rağmen kalbim hala bir an için çarptı. Benim önümde bile bu durumda olduğunu düşünürsek bu daha da korkunçtu.

"Hmm? Abla, o p*ç de kim? Onu tanıyor muyum? Hmm?”

Evet, o *r*sp* çocuğunu tanıyorsun.

Tamam. Bu sorunu hızlı bir şekilde çözmeliyiz.

"Eddy, bugünün tarihi nedir?”

"Abla, konuyu değiştirmememi söyleyen sendin. O p*ç kimdi? Onu parçalara ayıracağım.”

“Tamam. Ama bugünün tarihi ne?”

“Ben de bilmiyorum. Uyanır uyanmaz seni görmeye geldim.”

“Önce bu durumu çözelim.”

Ben yataktan kalkarken Edwin sabahlığımı uzattı ve beni takip etti.

"Önce bana onu söyle, abla. Kim o?”

"Sana söylersem, hemen kaçarsın.”

“Elbette!”

“Bu yüzden biraz bekleyin.”

"Beklemek mi , ne demek istiyorsun!”

Edwin ayaklarıyla yeri ezerken  Edwinden cübbemi aldım ve kapının önünde bekleyen Janice'i çağırdım.

Janice yerde oturuyordu ve sürekli sızlanan Edwin'e baktıktan sonra başını yana yatırarak sordu. 

"Onun nesi var? Dün gece benim bilmediğim bir şey mi oldu? "

"Küçük bir şey vardı. Janice, bugün–”

Daha sözlerimi bitiremeden inatçı Edwin öne fırladı. Janice'i omzundan yakaladı ve uzun süre ona karmaşık gözlerle baktı. 

“Eğitimin eksik. Dayanıklılık yüzünden mi? İlaç ye, sana biraz vereceğim.”

"...Sabahın bu erken saatlerinde benimle kavga mı ediyorsun?”

"Seninle tartışmıyorum, tamam mı? Biraz ilaç al. Hadi daha fazla çalışalım. Sana yardım edeceğim.”

"Gerçekten benimle kavga ediyorsun.”

Janice elini kılıcına koyduğunda, Edwin onu bıraktı ve arkamda doğru saklandı. Ancak, durmadan konuşmaya devam etti, böylece Janice'in gözleri daha da sertleşti.

Janice eğitim ve fiziksel güçten yoksun olduğunu söyledi. Tabii ki Janice kızardı, değil mi?

Eskortumun eksik olduğu şey o şeyler değildi. Sadece hizmet ettiği usta aptal ve yetersizdi. İçimi çektim ve Janice'i teselli ettim. Sonra ikisiyle oturdum ve sonunda bu günün ne olduğunu duydum.

Cecil'in nerede olduğunu bulmak için gönderdiğim müfettişi beklerkenki o güne geri dönmüştük.

Öncekiyle aynı şekilde giderse, yaklaşık üç gün sonra, müfettiş Cecil'in Pagos'a gittikten sonra onun ulaşılamaz durumda olduğunu bildirecekti. Ve yaklaşık on gün içinde bana Philland'ın düştüğünü de bildirecekti. 

Cecil'in ortadan kaybolmasından önce gelsem daha iyi olurdu ama yine de harekete geçme şansım olduğu için şanslıydım. 

Durumu anladıktan sonra Janice'den bizi yalnız bırakmasını istedim. 

"Şimdiye kadar, Pagos askerlerini Philland'a götürüyordur. Hızlı hareket edersek, başkente ulaşmadan onları durdurabiliriz.”

"Hemen hazırlanacağım. Ama gerçekten o p*çin kim olduğunu söylemeyecek misin?”

Edwin bana boğucu bir öfkesi olan bakışlarıyla baktı. Elimi Edwin'in sıkılı yumruğunun üstüne koydum ve titreyen elini okşayarak sordum.

“Durum nasıldı? Ben geri dönmeden önce.”

Edwin o zamanı hatırladığında gözleri titredi. Elimi sıkıntılı bir yüzle sıktı ve başını indirerek kısık bir sesle cevap verdi.

"Pagos'u yakaladım ve ablamı görmek için onu sürükledim, ama sen çoktan...İsyancıların kalenin içinde saklandığını duydum. Üzgünüm, abla. Çok aptaldım.”

"Sen yanlış bir şey yapmadın. Dikkatsiz olan bendim. Ofiste başka biri var mıydı?”

"Ölü bir isyancı olduğunu söylediler ama geldiğimde her şey temizlenmişti. Sekreterinizin hayatı da tehlikede, bu yüzden onu imparatorluk doktoruna götürdüler-…”

Edwin konuşmayı bıraktı ve yukarı baktı. Islak yeşil gözleri ürpertici bir şekilde donuktu.

Ne düşündüğünü açıkça görebiliyordum.

Caleb, Edwin'i çok hafife aldı. Ölmüş olsam bile, Caleb'in isteğini yerine getirmesi yine de zor olurdu. 

"Oydu, değil mi? O p*ç sana ihanet etti, değil mi? Janice'i yenmek kolay değil, bu yüzden garip olduğunu biliyordum!”

"Eddy, sesini alçalt ve sakin ol.”

"Sence şuan sakinleşebilir miyim? O p*çi geberteceğim!”

"Tamam, onu öldürmene izin vereceğim, bu yüzden şimdilik sessiz ol. Janice seni duyabilir.”

Edwin, Janice'in kapının dışında durduğunu fark ettiğinde sesini alçalttı. Öfkesi henüz bitmediğinden kasvetli bir sesle anlayamadığım kelimeleri mırıldanmaya devam ederken, Seven Hills'in haritasını hatırladım.

Pagos ve isyancılar şimdi nerede?

Eskisinden daha hızlı ilerlersek, onlara dah yakında saldırabiliriz. Ancak, başka bir sorunda onları tek başlarına durdurmanın mümkün olmayacağıdır.

Julitan ve Eric liderliğindeki iki bin isyancı ve beş bin imparatorluk askeri.

Artık Caleb'in adamlarının kaçının Doğu İmparatorluk Ordusu'nun bir parçası olduğunu anlamadığımıza göre, bana karşı kılıçlarını kaldırabileceklerini varsaymak zorundayım.

Beni öldürmek için savaşı bile kullanan Caleb'in kişiliğini düşünürsek, bizim için ikili ya da üçlü tuzaklar kurmuş olabilir. 

"Eddy, Senges'den Philland'a kaç asker alabiliriz?"

“Askerleri yakındaki tedarik üssünden getirebiliriz, ancak bu uzun zaman alacaktır.”

Edwin'in cevabıyla kafamı salladım.

Pagos'un bu kez sarayı çiğnemesine izin vermeyeceğim. Bu, masum baş kahyayı ve saray görevlilerini kurtarmak için son şansımdı. 

Edwin garip bir şey söylediğinde hemen yola çıkmaya hazırlanmayı düşünüyordum.

"Önce ben devam edeceğim ve Pagos'u durduracağım. Dük'ü bekle ve onunla Philland'a gel. Orada buluşuruz.”

"Dük? Haven mı?”

“Evet. Şimdiye kadar gitmiş olmalıydı. Eğer o olsaydı, asker getirirdi.”

Peki ya Haven?

Doğru hatırlıyorsam, yarın bir haberci gelecek ve Kuzey Müttefik Kuvvetlerinin Fiortevan'ı ele geçirdiğini bildirecekti. 

"Haven'ın Fiortevan'da toparlaması gerekmiyor mu? Buraya neden gelsin?”

“Bu…”

Edwin yanağını kaşıdı ve ağzını kapadı. Yakasını kapmak ve sallamak için hayal kırıklığımı zar zor geri tuttum ve sözlerine devam etmesini bekledim. Uzun süre derin düşündü, sonra inleyerek başını salladı. 

"Aslında, ben de emin değilim. Ablam için zamanı geri çevirdiğimi sanıyordum, ama belki de ben değildim. Dük'tü.”

“Ne? Son sefer de bile mi?”

“Ben öyle düşünüyorum. Görünüşe göre geri dönmeden önce onunda anıları var. Her neyse, Dük Woljo'yu çağırdı ve Woljo zamanı geri çevirdi.”

"Woljo? Efsanevi kuş mu?”

“Biliyorum. Gerçekti.”

"Ama neden o lanet kuş?”

"Hmm?”

"Zamanı geri çevirdi, ama neden ona lanet kuş dedin? O dövme de neyin nesi?”

"Ah, aahh. Bunun nedeni. Sanırım Woljo bunu kazımış.”

"Woljo sana neden dövme yapsın?”

"Sanırım gösteriş yapmak istiyor.”

Edwin hiçbir şey yokmuş gibi omuzlarını silkti.

Efsanevi kuşun gerçekten var olduğuna inanmak zordu ama kuşun dövmeyle gösteriş yapmak istediğini anlamak daha da zordu.

(Ç/N: Edwin, Woljo'nun zamanı geri çevirmesinin karşılığını almak istediğini söylediğini hatırladı, bu yüzden kanıt olarak bu bir dövmeydi.)

Başka bir şey olmalıydı. Ama onun gözlerini devirdiğini ve benim bakışlarımdan kaçtığını görünce itiraf ettirmek kolay olmayacaktı. Yanaklarını tekrar çimdiklemeyi düşünüyordum ama bu arada daha acil meseleleri halletmeye karar verdim. 

Haven yakında geleceğinden, ona sormanın daha kolay olacağını düşündüm. 

“Bu konuyu başka zaman konuşuruz ve şu an için yola çıkmaya hazırlanın.”

"Evet, abla.”

"Eddy, bilmediğimiz daha fazla tuzak olabilir bu yüzden Pagos ve isyancılara dikkat et ve oraya gidene kadar bekle.”

"Evet, Evet.”

"Bu, Caleb'a dokunmaman anlamına geliyor. Sarayın dışında bekle.”

“Abla. O p*ç tam önümde dururken nasıl beklememi beklersin?”

Cevap verecek kadar nazik olan küçük kardeşim dudaklarını büzdü. Sevimli davranıyordu ama sarkık dudakları samimiyetle doluydu.

İç çekişimi bastırdım ve onu sakinleştirmeye çalıştım. 

"Görünüşe göre eski İmparatorla akraba. Önce bunun arkasında kimin olduğunu ve başka kimlerin olabileceğini bulmalıyız.”

"Tamam, onu parçalara ayırmadan önce soracağım.”

Hayır. Şimdi bile iki kez zamanda geri geldi, ama neden beni dinlemiyor?

İpucu:

Bölümü değiştirmek için My Younger Brother Forces My Flower Path 77 manga simgelerine tıklayabilirsiniz. Klavyede ok tuşları ile bölümler arası geçiş yapabilirsiniz.

-DİSQUS YORUM KURALLARI-
Kural 1. REKLAM YAPMAK KESİNLİKLE YASAKTIR.
Kural 2. Bir kişiyi küçük düşürebilecek ve incitebilecek şeyler yazmak, din, ideoloji, akım ve ırk ayrımı yapmak ve bunlarla ilgili yorum yazmak yasaktır.
Kural 3. Milli ve ulusal değerlerle dalga geçmek, aşağılamak, siyaset yapmak, tartışma çıkartmak, kışkırtmak ve huzuru bozmak yasaktır.
Kural 4. Webtoon'da olan gelecek bölümlerle ilgili bilgi vermek isteyen herkesin yorumunu SPOILER kodu içine alması gerekmekterdir aksi halde süresiz şekilde yasaklanacaktır.